T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Osmaniye İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Halk İnanışları

- Yeni doğan bebeğin beşiğinin bir kenarına veya yastığına iğne veya demir parçası konur. Demirin şeytanı ve kötülükleri kovduğuna inanılır. Bunun yanı sıra ayna da konulmaktadır.

- Çocuk sarılık olmuşsa, yüzüne sarı bir tülbent örtülür. Bu tülbendin, sarılığı alacağına inanılır.

- Çocuk doğunca anneye su içirilmez.

- Ölen kimsenin yıkanacağı suyun içine, kırlardan toplanan ve ölü otu denen sarı renkli bir çiçek atılır.

- Eve uğur getirir inancıyla soğan, mısır, yeni açılmış iğde dalı ve sarımsak asılır.

- Eşikliğe oturmak günahtır, cin çarpar.

- Bebeğe aynaya baktırılmaz. Gece aynaya bakılmaz.

- Korkan çocukların, korkularının giderilmesi için durak taşı yıkanarak suyu içirilir. Durak taşı, ağaçlar taşlandığında dalda kalan taşlardır. Daha sonra besmele çekilerek, damak başparmakla kaldırılır. Bunun haricinde güvercin kalbi yutturulur ve çocuğun cesur olacağına inanılır.

-Nazar değmemesi için, çocuğun beşiğine aşık kemiği, midye kabuğu, nazar boncuğu vs. takılır. Yine nazar değmemesi için, çocuğa iğde dalı ve hurma çekirdeklerinden yapılan kolye takılır.

-Kömür sağdırmanın da nazara iyi geldiğine inanılır. Ayet okunup üflenen suyun içerisine kömür parçaları atılır. Kömürler suyun dibine çökmüşse nazar vardır. Sonra bu su çocuğa içirilir. Suyun içinde bulunan kömürlerden iki tanesi eşikliğe atılır. Çocuğun içtiğinden arta kalan su ise bir köpeğin üzerine dökülerek, nazarın köpeğe geçmesine çalışılır.

-Hayvanlara göz değmemesi için iğde, mavi boncuk, nal parçası, demir parçası, deve boncuğu denilen bir boncuk yeşil bir ipe takılarak hayvanın alnına bağlanır.

-Güneş batınca zibil atılmaz, tırnak kesilmez, ev süpürülmez, elbise biçilmez ve diken çıkarılmaz. Bunun için “akşamın şerri, sabahın hayrı” denir.

- Kesilen hayvanın kafası, boynuzu ile birlikte evin kapısına asılır.

- Mahsulün bol olması için, ağaç dallarına hayvan başı, at kemiği veya taş konur.

- Yeni evli iken iki gelin at üzerinde karşılaşırsa iyi karşılanmaz.

- Kurban bayramından sonra gelen ay, boş aydır ve bu ay da düğün yapılmaz.

- Makasın ağzı açık kalırsa evde kavga çıkar.

- Merkeplerin veya insanların alnındaki sakarlık (beyazlık) iyi değildir.

- Gökte herkesin bir yıldızı vardır. Yıldız kaydığında, o yıldızın sahibi ölmüştür.

- Baykuş ötmesi uğursuzluk getirir.

- Güvercin pisliğine bakılırsa, hastalık getirir. Güvercin eti yenmez.

- Anne kırkı çıkmamış bebeğiyle yalnız kalırsa al basıp öleceği inancı ile geceleri bir kişi tarafından beklenir. Al basması bir çeşit kâbustur ve cinler tarafından gerçekleştirilir.

- Yeni doğan bebek, kırk gününe kadar kırklı sayılır. Bu müddet zarfında anneler de dâhil hiç kimse çocuğun üzerinden atlayamaz. Atlandığında çocuğu kırk basacağına ve hastalanıp öleceğine inanılır.

- Yeni ay doğduğunda “ay gördüm Allah, amentü billah, ne günahım varsa affeyle Allah” denir. Ardında da salâvat getirilir.

- Ocaktaki ateş suyla söndürülmez. Yumurta kabuğu, soğan kabuğu, ekmek kırıntısı ve tırnak kesiği ateşe atılmaz ve ayak basılan yere konmaz.

- Sızlayan bir yere bir çingene tarafından ip bağlanırsa, sızının geçeceğine inanılır.

- Kibrit dik düşerse misafir gelir.

- Ölenin cesedi soğumazsa, arkasından ölümlerin geleceğine inanılır, kırkı kırkına karışır denilir.

- Kesilen saç veya tırnak yakılırken “bunun sahibi sağ” denir.

- Yeni bir eve girilince dilek dilenir.

- Ölünün tabutunun ağır olması, onun günahının çok olduğuna delalettir.

- Esnerken, Azrail’in andığına inanılır ve “ölüm aklımda ama hazırlıklı değilim” denir.

-

 Kırk Uçurmak: Kırk günlük bebek; kırk taş, altın veya gümüşle yıkanıp, dünyaya ilk defa çıkarılır. Evlere gezmeye götürüldükten sonra her evden küçük küçük hediyeler verilir.

- Al Atmak: Kırk günlük bebeğin alını (al cinlerinin korkusunu) atması için üç eve misafirliğe götürülür ve bu ziyaretler kısa tutulur.

- Dolu yağarken, alınan bir dolu tanesinin bıçakla kesilmesi, dolu yağışını durdurur.

- Kertenkele, sıcaktan dolayı taşın üzerine çıkar ve başını aşağı yukarı sallar. Bu esnada Allah’a baş kaldırdığına inanılır. Ayrıca peygamberimizin evi yanarken, bütün hayvanlar su getirmiş, kertenkele de körük getirmiştir. Onun için kertenkelenin öldürülmesinin sevap olduğuna inanılır.

- Tıbıka: Hamile kadının karnındaki bebeğe tıbıka cini musallat olur. Bebekte beyin hasarı yapar ve doğmadan ölüme sebebiyet verir. Bunu engellemek isteyen aileler, tıbıkanın düşmanı olan kaz beslerler.

- Ankebut: Özellikle gençlerde görülen bir kabus çeşididir. Yarı karanlık bir odada, uyku ile uyanıklık arası durumda insan şekilleri görülmesi hadisesidir.

- Mart Karısı: Mart ayının son gününün gecesinde görülen ve ne olduğu bilinmeyen kişi. Mart karısı, bazı kişilere ismi ile seslenir. Kişi kendisini çağıranı arar ama bulamaz. Böyle seslenildiğinde “tuz satıyorum” diye cevap verilir ve mart karısının kendisine zarar vermesinden kurtulunur.

- İki kişi aynı anda aynı sözü söylerse, birbirlerinin saçlarını hafifçe çekerler.

- Ay tutulmasında güneşin, ayı tuttuğuna inanılır. Güneşin ayı bırakması için havaya silah sıkılır, teneke çalınır, ezan okunur ve sela verilir.

- Ezan okunduğu veya sela verildiği sırada verildiği sırada köpek ulursa hayra yorulmaz ve uğursuzluk getireceğine inanılır.

- Çarşamba ve Salı günleri çamaşır yıkanmaz. Uğursuz bir Çarşamba vardır. Uğursuz Çarşamba da çamaşır yıkanırsa insan ya malını ya da canını yitirir. Temralar için ayet yazılması da Çarşamba günün de olur.

- Cuma günü işe gidilmez. O gün işlenecek olan mahsulün fayda getirmeyeceğine inanılır.

- Salı ve Cuma gününde elbise biçilmez. Kesilen parçalar ömürden biçilmiş sayılır.

- Salı günü yolculuk iyi değildir. Istarıyma (dokuma) işi de Salı günü yapılmaz.

- Cumartesi günleri sular kan akar ve o gün çamaşır yıkanmaz.